İlhan KARAÇAY yazdı... Türk siyasetindeki komedi Yurtdışındaki Türkler'e hala 'çarıklı' gözüyle bakılıyor - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









İlhan KARAÇAY yazdı... Türk siyasetindeki komedi Yurtdışındaki Türkler'e hala 'çarıklı' gözüyle bakılıyor
Tarih: 10.04.2015 > Kaç kez okundu? 1329

Paylaş


Almanya'da yayınlanan Yeni Posta'da, '5 Milyon Türk'ü fırıldak mı temsil edecek' başlıklı bir yorum yazan Mustafa Bozdurgut, Türkiye'de yapılacak genel seçimler için tamamlanan aday listelerinde, yurtdışından çok az aday gösterilmesine çok kızmış ve yazısına şöyle devam etmiş:

''Ne günlere kaldık! 25. Dönem Milletvekili Aday Listeleri açıklandı. Avrupalı Türkler kelimenin tam anlamıyla hayal kırıklığı yaşıyor. Büyük tepki var. Avrupa’da yaşayan 5 milyonluk 25, 30 milletvekiliyle temsil edilmesi gereken Avrupalı Türkleri tüm partiler çizdi. AKP, CHP, MHP, HDP Avrupalı Türkleri, Kürtleri dikkate almadı. Listelerde Avrupalı Türklerden sadece üç isim var. Bu konuda en az tepki toplayan parti HDP.''

Biraz uzun olacak ama, Mustafa Bozdurgut'un tepkisini detaylı okumak yararlı olacak:

''Avrupa'dan aday yapılanlar, Ozan Ceyhun (AKP İzmir 1. Bölge 5. sıra), Turgut Öker (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı HDP İstanbul 2. Bölge 1. sıra), Mustafa Yeneroğlu (İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı –İGMG- Genel Sekreteri, AKP İstanbul 3. Bölge 10. sıra).

AKP, CHP, MHP’nin Avrupa örgütleri var.

Ya beyler 5 milyonluk kitleyi silerken, yıllardır sizin bayrağınızı sallayan örgütlerinize, koşuşturanlarınıza hiç mi saygınız yok? CHP Avrupa Birlikleri, Ülkücü Federasyon, UETD’den hiç mi adam bulamadınız! Aday olanları seçilemeyecek yerlere bile koymadınız. Şimdi hangi yüzle Avrupalı Türk’den oy isteyeceksiniz? Oy verenler de küfrederek oy verecekler. Bu seçim Avrupalı Türkler için tam bir yüzkarasıdır. Avrupa’da yaşayan Türkler bunu asla unutmaz bunu da bilesiniz…''

Belli ki çok kızmış Mustafa Bozdurgut kardeşimiz.

Öylesine çok kızmış ki, gazetecilik etiğine yakışmayacak kararlar alınması için tepkiler bile düşünmüş.



Şöyle devam ediyor Bozdurgut:

''5 Milyon Türk'ü bir fırıldak mı temsil edecek?

Öyle yada böyle, HDP seçilir yerden Turgut Öker’i aday gösterdi. CHP ve MHP Avrupalı Türk'ü sıfır geçti. Gazetemizin redaksiyonuyla görüşeceğim bu partilerin Avrupa’daki çalışmalarına bundan sonra gazetemizde yer verilmemesini önereceğim. Çünkü, partilerinin dikkate almadığı örgütlerin çalışmalarına biz neden değer ve yer verelim? Ammaa! Bir aday var ki evlere şenlik. Ozan Ceyhun. Tam bir fırıldak politikacı. Troçkist sol gelenekle siyasete girmiş. Yeşillerle yoluna devam edip Alman Parlamentosunda yer almış. Sonrasında SPD’de siyasete devam etmiş. CHP’ye kuyruk sallamış, şimdi de İzmir’den AKP adayı.''

Bozdurgut, tabii ki yerden göğe kadar haklı.

''Çok eleştirdiğimiz Alman ve Hollanda partileri siyasette görev yapacak Türkleri buluyor fakat, Türkiye partileri adam bulamıyor. Bu tavır Avrupalı Türkleri aşağılamaktan da öte düpedüz bir hakarettir. Bu hakareti kimileri yalar yutabilir ama Avrupalı Türk basınının bu durumu kabullenmeyeceğini sanıyor ve umuyorum. Bildiğim çok sayıdaki gazeteci arkadaşım duruma çok tepkili. Avrupalı Türk basınının büyük çoğunluğunun bu durumu asla kabullenmeyeceği çok açık görünüyor.'' diye yazısını tamamlayan Mustafa Bozdurgut'a hak vermemek mümkün mü?

Bazı istisnalar da var tabii. Seçimlere katılacak olan, Başkanlığını Sadettin Tantan'ın yaptığı Yurt Partisi, Ahmet Yalvaç kanalıyla şahsıma direkt adaylık teklifinde bulunmuştu. Sağolsunlar, bu teklife kibarca olumsuz yanıt vermiştim.

Hollanda'dan dostum Veyis Güngör, Ankara'dan gelen sinyalleri gözardı ederek adaylığını koymadı ve beklemeye çekildi.

Nürnberg'ten işadamımız Murat Bülbül, CHP'nin Bayburt listesinde birinci sırada yer aldı.

Türkiye'deki siyasetçilerimiz, nedense yurtdışındaki Türkler'e hep 'çarıklı' gözüyle bakmışlardır. 40 yıl öncesinde buraya gelen siyasetçiler, Türkler'e hangi gözle baktılarsa, şimdi hala aynı gözle bakıyorlar. Ne yazıkki aradan geçen bunca yıla rağmen Ankara’nın Avrupa’daki Türklerle ilgili bu algısı bir türlü değişmedi.

Avrupa'ya 'çarıklı' gelen Türkler'in, şimdilerde işadamı, müdür, sporcu, yerel ve ulusal meclislerde üye ve hatta Bakan olduklarını görmezden gelen Türkiye'deki siyasetçiler, aslında kendileriyle kıyaslamaları halinde, onlardan kat be kat daha eğitimli, daha kültürlü ve daha medeni olan Avrupalı Türkler karşısında utanç duymalılar.

Bu konuda bir saptamam var:

Türk futbolunun gelişmesi, nasıl ki Avrupa'dan gelen gurbetçi futbolcularımız tarafından gerçekleşiyorsa, Türk siyasetinin gelişmesi de, yurtdışından transfer edilecek siyasetçi Türkler tarafından sağlanabilir.

Böylece, meclislerde hem daha medeni insanlar yer almış olur hem de çağa uygun projeler ele alınır.

Ayrıca, elli yılı aşan bir Avrupa Birliği üyeliği mücadelemiz var. Avrupa’da yetişen ve Avrupa’yı yakından tanıyan Avrupalı Türkler'in bu konuda devreye sokulmaması da başka bir handikapımızdır.

Dilerim, Ankara'daki siyaseti kontrolu altında tutanlar bu son uyarıma dikkat kesilirler ve bundan sonraki tutumlarını değiştirirler.

Madalyonun bir de ters yüzü var.

Avrupa'daki Türk sivil toplum kuruluşlarından aday alınmamasını kınıyoruz ama, bazı kuruluşlar içindeki çekişmeler de gözardı edilmemeli.

Avrupa Türk Demokratlar Birliği UETD içindeki kavga bunun en belirgin örneğidir.

Remzi Meziroğlu, gazetesindeki yazıda bu konuya değinmiş ve bakın neler yazmış:

Remzi Meziroğlu yorumuna, 'AKP'nin Avrupa teşkilatı olan UETD'deki taht kavgası' başlığını atmış ve şöyle yazmış:



AKP’deki aday adaylığı mücadelesi diğerlerinden çok farklı olduğu gibi Türk siyasi tarihinde de benzeri yaşanmamış bir durum.

AKP’deki mücadelenin iki tarafı var: Partinin kurucusu ve sembolü olan Erdoğan’ın Saray’dan partiye hükmetmeye devam etmek istemesi ile, buna karşı partinin birilerine göre geçici, birilerine göre emanetçi, kendilerine göre ise gerçek Genel Başkanı olan Başbakan Ahmet Davutoğlu. Aslında biraz daha ileriye gidersek SARAY ve DİĞERLERİ diye adlandırabileceğimiz iki koalisyon arasında bir mücadele yaşanıyor AKP’de. Diğerleri diye adlandırdığımız grubun üyeleri zaman ve atmosfere göre değişebiliyor. Şu anda Davutoğlu’nun liderliğini yaptığı DİĞERLER koalisyonunda Abdullah Gül, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Ali Babacan ve bunlarla beraber hareket partinin eski ağır abileri (Nihat Ergün, Mehmet Şimşek, Faruk Çelik ve eski merkez sağın Abdülkadir Aksu gibi isimleri) var. SARAY koalisyonunda ise Davutoğlu sonrası göreve talip olan Numan Kurtulmuş’un başını çektiği grup ile teşkilatlara hükmetmeye çalışan Süleyman Soylu, görev adamı Efkan Ala, Binali Yıldırım gibi isimler var. Beşir Atalay gibi her iki tarafın da köprüsü olabilecek bazı kritik isimler ise süreçte önemli rol oynayacak görevler yaptıkları için renk vermiyorlar. Fakat Hakan Fidan krizi sonrası Davutoğlu ile Atalay’ın beraber hareket ettiğini bilmeyen kalmadı. Türkiye’de siyasetin ana öğelerinden biri RANT olduğu için yazıyı okuduğunuz sırada bile her türlü ittifak olabileceği gibi dostlar düşman, düşmanlar da dost olabilir.

AKP içerisinde, merkezinde rant ve makam olan yönetim mücadelesi Türkiye’de belde teşkilatlarına kadar inmiş durumda. Türkiye’deki mücadelenin benzeri de AKP’nin Avrupa teşkilatı olan Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) içinde yaşanıyor. Gerek AKP içerisindeki kavgalar gerekse Avrupa teşkilatı UETD içindeki kavgalar, Osmanlı’nın son dönemdeki taht kavgalarını aratmıyor. Türkiye’de nasıl ki Saray (Erdoğan) ve Davutoğlu arasında partiye hükmetme kavgası varsa, aynen benzeri durum da UETD’de yaşanıyor. AKP’nin Avrupa teşkilatı UETD’de taht kavgasının tarafları; Sarayı temsilen Metin Külünk ile Davutoğlu’nu temsilen Konya milletvekili Harun Tüfekçi arasında yaşanıyor. Son süreçte hiç beklenmeyecek şekilde Erdoğan’a kayıtsız şartsız itaat eden Metin Külünk; Saray için mecliste ve dışarıda kavgalar dahil her türlü fedakarlığı yaptı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine Avrupa’dan katılımın düşük olmasının sorumluluğu AKP’nin Avrupa’dan sorumlu milletvekili olarak Külünk’e kesilmişti. Bizzat Erdoğan tarafından görevden alınacağının konuşulduğu sırada; mecliste tartışmalı yasaların kanunlaşmasındaki mücadelesi ve kraldan fazla kralcılığını öne çıkarak Saray’ın gözüne tekrar girmeyi başarmıştı. Fakat AKP’nin yeni Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu Avrupa’dan sorumlu olarak milletvekili olarak Külünk’ü istemiyordu. Bu yüzden AKP’nin Avrupa ve UETD’den sorumlu milletvekili olarak kendisine yakın Konya milletvekili Harun Tüfekçi’yi atadı.

Avrupa’da önünü dahi görmekten aciz yeni teşkilatçılar ile Külünk karşıtı UETD’li yöneticiler ve başkanlar Avrupa’da Külünk devrinin bittiğini her yerde konuştular. Hatta UETD Genel Başkanı Süleyman Çelik tarafından bizzat teşkilatlara artık Metin Külünk’ün Avrupa’da yetkisinin olmadığı ve Avrupa’dan sorumlu kişinin Harun Tüfekçi olduğu bildirildi. Harun Tüfekçi’ye Ankara’dan verilen görev: Avrupa’daki teşkilatların hepsini gezerek Davutoğlu’nun AKP’nin Yeni Genel Başkanı olduğunu kabul ettirmek ve seçime katılımın arttırılmasını sağlamaktı. İskandinavya ülkelerinden Almanya’nın küçük teşkilatlarına kadar kısa bir zamanda bütün teşkilatı dolaşan Tüfekçi’ye en büyük yardımı UETD yönetimi yaptı.

Fakat Avrupa’daki UETD’li arkadaşlar; teşkilatçılığı herkes tarafından bilinen Metin Külünk’ün kolay kolay pes etmeyeceğini bilmiyorlardı. Çünkü gerek UETD’nin teşkilatlanmasında gerekse AKP’nin Avrupalı Türkler arasında yayılmasında Metin Külünk’ün çok emekleri vardı. Kendisi de Davutoğlu tarafından görevden alınmasından dolayı haksızlığa uğradığını düşünüyordu ve çok rahatsız olduğunu Avrupa’da yakın çevresiyle paylaşıyordu.

Bu yüzden süreçte Avrupa’yla bağını hiç koparmayan Metin Külünk’ün Avusturya, Fransa ve Almanya’da bazı teşkilatlarda gücü hala devam ediyordu. Erdoğan’ın Slovakya’nın başkenti Bratislava’da kaldığı otelin önüne; gecenin ikisinde Viyana’dan otobüslerle Türkleri taşıyarak miting yaptıran kişi de Külünk’tü. Erdoğan ile Bratislava’da iki saate yakın özel görüşen Metin Külünk yeni dönemde UETD’yi yeniden dizayn etme yetkisini tekrar aldığını yakın çevresiyle paylaştı.

Metin Külünk’ün Avrupa üzerindeki ağırlığından rahatsız olan Davutoğlu ve ekibi, Bülent Arınç’a Almanya’da program yaptırarak teşkilatlarını seçime hazırlamaya çalıştı. YSK’ya listeler 7 Nisan tarihinde verilecek. Listeleri SARAY hazırladığı takdirde Metin Külünk UETD’yi yeniden dizayn edecek.

Eğer listeleri Davutoğlu ve ekibi hazırlarsa Avrupa’da Metin Külünk devri bitecek. Fakat her iki durumda da mevcut UETD yönetimi tarihe karışacak.

SONUÇ: AKP içerisindeki rant ve makam kavgası Türkiye’de belde köylere kadar yayıldığı gibi; Avrupa’da da UETD’nin teşkilatlarına kadar yayılmış durumda.

Yukarıda okuduğunuz satırlar Remzi Meziroğlu'na aittir. Bu yorumdaki iddialar Meziroğlu'nun sorumluluğundadır.

Meziroğlu'nun yorumunu kendi yorumuma ekleme amacım, madalyonun ters tarafının ne olduğunu ortaya koymaktır.

Madalyonun öteki tarafını gören AK Parti yönetimi, Avrupa Türk Demokratlar Birliği UETD'den aday adayı olan 16 kişiden hiçbirini aday yapmadı.

Aynı durum diğer siyasi partilerin Avrupa'daki teşkilatlarında da yaşanıyor.

İç çekişmeler, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi, Avrupa teşkilatlarında da çirkin bir şekilde devam ediyor.

Durum böyle olunca da, Ankara'daki yöneticilerin aday belirlemeleri zorlaşıyor.

Dilerim, tüm teşkilatlardaki iç çekişmeler, Avrupa medeniyetine uyarlı bir şekilde yapılır ve bundan sonraki seçim listelerinde, Avrupa'dan daha çok aday gösterilir.

Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

-----***-----



İlhan KARAÇAY yazdı...







BOSNA FELAKETİ BATI'NIN OYUNU MUYDU?

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI BORAZANCILIĞINA SON...



Bu ayki HABER'in ana konuları, 23'üncü yılı anılan Bosna-Hersek savaşı ve 100'üncü yılı anılan sözde Ermeni soykırımı oldu.

İnsanlık tarihinin en acı soykırımlarından biri olan, Sırplar'ın Bosna-Hersek soykırımından sonra, vahşetin en acımasız bir şekilde yaşandığı Vukovar kentine gitmiştim.

Ama isterseniz, önce katliam öncesine gidelim.

Sırplar'ın en büyük hedefleri 'Büyük Sırbistan'ı kurmaktı.

Bu hedef projenin adı 'Podrinje Projesi'dir.Bu projenin çabucak gerçekleşmesi için, Bosna-Hersek'teki Müslümanlar'ın öncelikle yok edilmesi gerekiyordu.

Öyle de yapıldı.

Rusya, Sırp militanları destekleyerek Balkanlar'a yerleşmek istiyordu.

NATO, AB ve ABD ise, Rusya'nın bu planını bozmak için biraz da çirkince planlar yapıldı.

Sırplar'ın açık bir şekilde soykırım yapmaları gerekiyordu. Bu soykırımın yapılması için göz yumma şeytanlığı harekete geçirilmişti. Miloseviç'in önüne geçmek için bu göz yumma gerçekleşti. Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün Hollandalı komutanı Tom Karremans bu planın başrol oyuncusu seçildi.

Radovan Karadziç ve Radko Mladiç ağır bir şekilde silahlandırılarak Srebrenica'ya gönderildiler. Barış Gücü'nün Hollandalı komutanı Karemans bu insan kasapları ile kadeh tokuşturdu ve 'Ben eskiden piyano çalıyordum' gibi bir yalakalık yaparak bu katillere hoş görünmeye çalışıyordu.

Bu katiller Müslüman gençleri topladılar, kamyonlara bindirdiler ve toplu olarak hunharca katledildiler.

Burada suçlu sadece lanet olası Karremans değil, O'na bu laçkalığı yapması için emir verenlerdi. Karremans'ın bu laçka tutumundan sonra meydana gelen soykırım hareketi gizli tutulmak istendi. Ama, Karremans'ın tercümanı olan Hasan Nuhanoviç, bu sırrı ortaya döken adam oldu.

Bu emri verenler, Milesoviç'ten kurtulduktan sonra, Bosna-Hersek'te Müslümanlardan arındırılmış tek dinli ve tek kültürlü bir Avrupa Devleti kurmayı amaçlamışlardı.

Ama beklenen olmadı. Müslümanlar'ın yaşadığı Srebrenica, şimdilerde 'Sırp Cumhuriyeti' sınırları içinde kalmıştır.

Almanya Şansölyesi Merkel bile daha sonra 'Avrupalı Müslümanlar'dan söz etmiştir.

Onlara göre, Bosna-Hersek'teki Müslümanlar, 'Avrupalıdır' ve Avrupalı kalmalıdırlar.

Sonrası malum. 11 Temmuz 1995'te Srebrenica'da, Karremans'ın göz yumması ile katledilen 8372 Müslüman genç, Batı'nın ihaneti nedeniyle yok edilmişlerdir.

Bu yazdıklarım belki de inanılması zor bir iddiadır ama, bize düşen, idia da olsa konuşulanları ve yazılanları ortaya sermektir.

Savaş'ın sona ermesi ile açılan Slovenya-Hırvatistan üzerinden Sırbistan'a girerken üzerimde Türk pasaportu yoktu. O zaman Sırplar Hollandalılar'a kızmış olduğu için vize mecburiyeti koymuşlardı. Vizem olmadığı için beni Sırbistan'a sokmadılar. Geri döndüm, dağ ve orman yollarındaki küçük sınır kapılarından girmeyi denedim ama beceremedim.

Daha sonra Sırp Konsolosluğu'nun bulunduğu Vukovar'a gittim.

Vukuvar, savaşta en çok can ve mal kaybına sahne olan kent idi.

O gece basit bir otelde konakladım. Ertesi gün Sırp Konsolosluğu'a giderken acı manzara ile karşılaştım. Evler mermi ve top atışlarından harabeye dönmüştü.

Sabahın erken saatinde yol kenarında rastladığım bir kadın beni çok şaşırtmış ve üzmüştü.

Genç ve güzel bir kadındı. Almanya'da çalışmış ve sonra da ülkesine geri dönmüştü.

Geçimini sağlayabilmek için, telli bir kafese yerleştirmiş olduğu balıkları satmaya çalışıyordu.

Kanım donmuştu sanki. Balık alamazdım ama bahşiş verebilirdim. Uzattığım parayı kabul etmedi. Çok ısrar ettim. Otomobil ile Türkiye'ye gitmekte olduğumu söyledim. Ama nafile, parayı kabul etmiyordu. Sonra oradan geçen birine seslendim. Balıkların hepsini o kişiye verdim. Bu davranış, kadın için bir aşağılama olmadı. Mutlu oldu, elimi sıktı ve hızlı adaımlarla evine doğru yürümeye başladı.



İlhan Karaçay, savaş sırasında en çok can ve mal kaybına uğrayan Vukovar kentine gittiği zaman, geçim derdine düşmüş halkın acısını da paylaşmıştı. Fotoğrafta, geçim sıkıntısı çeken genç ve güzel bir kadının, telli bir kafes içindeki balık satışı görülüyor.

-----***-----







İlhan KARAÇAY yazdı...







SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI BORAZANCILIĞINA SON...

Sözde 'Ermeni soykırımı' özde ise 'Savaşta karşılıklı öldürme'



Pek çok kez yazdık bu konuyu. Yazdığım zamanlar haber portallarında şahsım için 'Kovun bu Müslüman köpeği. Schieten (kurşunlayın) bu adamı.' diye yayınlar yapılmıştı. Ben de 'Bırakın havlasınlar' dedim ve hiçbir hukuki yola başvurmadım.

Assen'de anıt dikilmesi sırasında en büyük hedef bendim.

İşçi Partisi, sözde ermeni soykırımını kabul etmedikleri gerekçesiyle iki Türk kökenli milletvekili adayını listelerinden çıkarmıştı.

Bunun üzerine kendileriyle konuştuğum zaman parti lideri Wouter Bos'a, 1920 yılında Algemeen Handelsblad gazetesinde yayınlanmış olan bir makaleyi göstermiştim. Wouter Bos'a yaptıkları hatayı hatırlatarak 'Bu durumda Türkler'den size oy gelmeyecek' demiştim.

Wouter Bos bunun üzerine Ermeni iddiaları hakkında yumuşak bir mesaj vermişti.

O beyanat Hollanda gazetelerinde çok geniş yer almıştı. Ülkenin üçüncü büyük gazetesi Trouw haberi büyük puntolarla yayınlarken, şahsımdan şöyle söz ediyordu: ‘ Wouter Bos’un yaptığı açıklama, Dünya Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürlüğü’nü yapan İlhan Karaçay için çok güzel bir haber olmuştur sanırız.’

Evet, Bos'un yaptığı açıklama çok hoşuma gitmişti.

Şimdi sıra, sözde Ermeni soykırı borazancılığı yapan diğerlerine geldi. İddia ettikleri sözde soykırımın 100'üncü yılını anacak olan Ermeniler, eskisi gibi körü körüne destek bulamıyorlar.

Erivan'da yapılacak olan anma törenine, pek çok ülkenin Başbakanı veya bir Bakanı gitmeyecek. Ülkelerin çoğu, sadece büyükelçileri ile temsil edilecekler.

Bu da gösteriyor ki, körü körüne Ermeni borazancılığı yapanlar, o eski ve bayağı tutumlarından vazgeçiyorlar.

O borazancılar da artık, 'Bu konuyu siyasler değil, tarihçiler tartışmalı ve gerçekler ortaya çıkarılmalıdır.' diyorlar.

Biz de bekleyeceğiz ve göreceğiz.

Bakalım sonunda kim haklı çıkacak?



Yazarımız İlhan Karaçay, DÜNYA Gazetesi'ni yönettiği yıllarda görüştüğü İşçi Partisi lideri Wouter Bos'a, 1920 yılında Algemeen Handelsblad'ta yayınlanan objektif bir makaleyi göstermiş ve Bos'un bu konuda daha yumuşak bir demeç vermesini sağlamıştı

-----***-----

Bu arada, Hollanda parlamentosunda oylanan Ermeni konusundaki haberlere de yer veriyorum. Önce İnterajans'ın haberini okuyalım:

“Soykırım” oylamasında üç ret, bir kabul

LAHEY (İnterAjans) – Hollanda parlamentosunun alt kanadını oluşturan Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada, hükümetten “Ermeni soykırımı meselesi” yerine “soykırım” ifadesini kullanmasının istendiği önerge reddedildi.PVV lideri İslam karşıtı Geert Wilders ile PVV milletvekili Harm Beertema ve CU (Hıristiyan Birlik) milletvekili Joël Voordewind tarafından ortaklaşa sunulan 34 000-V-61 numaralı önergeyle ilgili oylama, Kuzu/Öztürk Grubu lideri Tunahan Kuzu’nun isteği üzerine açık oylama şeklinde yapıldı. Önerge 63’e karşı 78 oyla reddedildi.Ermenistan’da yapılacak sözde soykırımın 100’üncü yılını anma törenlerine Hollanda’dan Kral Willem Alexander ve Başbakan Mark Rutte’nın ya da Başbakan veya bir bakanın katılmasını öngören 2 önerge de yapılan grup oylamasında reddedildi.

KABUL EDİLEN ÖNERGE

Salı günü yapılması planlanan, ancak son anda ertelenen oylamadaki önergelerden birinin yerine hazırlanan yeni önerge ise açık oylamada 13’e karşı 127 oyla kabul edildi. CU’nun (Hıristiyan Birlik) o dönem lideri olan Rouvoet’un, “Hükümetten, Türkiye ile ilişkilerde Ermeni soykırımının kabul edilmesi konusunu sürekli ve özellikle gündeme getirmesi istenmekte” şeklindeki Temsilciler Meclisi’nin 2004 yılında oybirliği ile kabul ettiği önergesine işaret edilen değiştirilmiş önergede, parantez içinde “netlik için belirtilmiştir: bu soykırımın kurbanları Süryaniler, Rum Pontus ve Aramiler de buna dahildir” ifadesinin kullanılması dikkati çekti.

Joël Voordewind’in (CU), Pieter Omtzigt (CDA), Han ten Broeke (VVD), Michiel Servaes (PvdA), Sjoerd Sjoerdsma (D66), Harry van Bommel (SP), Bram van Ojik (GL), Kees van der Staaij (SGP), Louis Bontes (GRBvK), Marianne Thieme (PvdD) ve Norbert Klein’in de imzasını taşıyan değiştirilmiş önergesinde, “Türkiye ve Ermenistan’ın tarihleri konusunda bir uzlaşı sağlamaları çok önemli.

1915 olayları hakkında iki tarafın karşılıklı görüşleri kabul etmeleri, aralarındaki ilişkilerin bir adım daha ilerletilmesi açısından gereklidir.

Hollanda ve dışındaki yerlerde yapılacak olan Ermeni soykırımı 100’üncü yıl anma törenlerinin iki toplum arasında saygı ve kabule katkıda bulunmasını arzu ediyoruz.

Hükümetten, Rouvoet önergesinin devamı olarak ikili ilişkilerde ve AB kapsamında Türkiye hükümetinden Ermenistan ile yakınlaşmaya yeni ivme kazandırmasını ve Ermenistan hükümetiyle barışı hedeflemesinin istenmesi rica edilmekte” ifadesi kullanıldı.



-----***-----

Bu da Hollanda Türkleri Konseyi’nin açıklaması:



Hollanda Türkleri Konseyi-HTK

Konu: Hollanda Parlementosunun, sözde ” Ermeni Soykırımını” Kabul Etmesi.

Bu gün Hollanda Parlementosunda oylanan bir önerge ile, Parlemento büyük bir oy çokluğu ile, 1915 Olaylarını, diplomatik ve siyasi literatürdeki anlamı ile “100 Yılda Ermeni Soykırımını Anmaları”çerçevesinde Hollanda ve diğer yerlerde “kabul ve saygı” çerçevesinde halklar arası dostluğu geliştirir” ibaresini ekliyerek, kabul etti.

Bu parlemento kararını biz HTK olarak kesinlikle redediyoruz. Bu kararı, Türk milletine karşı, uluslararası bir iftira/yalan olarak parlementoların tescillemesini, saygı ve kabul ettirme amacına yönelik ele alındığında ise, Türk Milletine karşı insanlık suçu işlenmesi olarak değerlendiriyoruz. Olmayan ve artık AİHM de (D.Perincek-Isvicre davası) bile gerekçeli karada, bu yalan savların reddedildiğini bildikleri halde, bunu bilerek onaylamalarını, biz Türk kökenlilerinde mensubu olduğu ve Hollanda Milletini temsil eden Hollanda Parlementosuna yakıştıramıyoruz. Bu kararda evet oyu veren milletvekillerinide kınıyoruz.

Hollanda Parlementosunun bu kararı bizim için şu götürmeyecek şekilde Hollandada bulunan Türk etnik kökenli yaklaşık 500 000 kişiye karşı da rencide ve iğdiş edici psikolojik bir harekattır. Burada, Ermeni Diasporasının kayırıcıları ve yönlendiricileri kendilerini açığa çıkartmıştır.

Bu karar, Ermeni Soykırım yalanlarını, destekliyen, yönlendirenleri Hollandada cesaretlendirecektir. Önümüzdeki dönem, Ermeni yalanlarının destekçileri ve yönlendiricilerinin yeni talepleri, örneğin eskiden beri talepleri olan; “Adalet Sarayı önünde sözde “soykırım” Anıtı dikme ve Ermeni Soykırım Müzesi ve Enstitüsü “ oluşturma konularına hız verileceği anlamınada gelmektedir.

Biz HTK olarak, Hollanda Türklerinin, metanetli ve vakarlı bir şekilde, bu kap kara iftiraları barındıran karara karşı çıkmak ve bundan sonra gelecek olan aleyhteki kararları da bertraf etmek için, Türklerin birlikteliğinin oluşturulması ve Türklerin kurbanlık koyun olmadıgınıda göstermek amacıyla , Hollanda Türklerinin bizimle temasa geçerek, organik bir güç oluşturmayı hedeflemesi icin, birlikte hareket etmemiz gerektigine inanıyoruz., Birlikte hareket etmemizin, bizim demokratik taleplerimizi, Hollanda yetkililere,e kamuoyuna iletmemizde ve buna ilişkin olarakta lehte sonuçlar almamızda yararlı olacağını düşünüyoruz.

Meerderheid Kamer erkent Armeense kwestie via omweg als genocide

Armeense kwestie wordt gebruikt voor eigen politiek gewin

De jaarlijks terugkerende moties die zijn ingediend door het Christenbroederschap (CDA, SGP, CU) en PVV zorgen er voor dat het wantrouwen en soms zelfs de haat tussen Armeense Nederlanders en Turkse Nederlanders alleen maar wordt versterkt. Het gaat deze partijen niet om waarheidsvinding wat er zich precies heeft afgespeeld in 1915 in Anatolië, maar om het verkrijgen van stemmen. Daarom heeft DENK tegen deze moties gestemd waarin indirect wordt gevraagd de Armeense kwestie als genocide te erkennen.

Kamerlid Tunahan Kuzu: “Laat er geen misverstand over bestaan dat wij alle slachtoffers betreuren en medeleven betuigen aan de nakomelingen daarvan. Ten tijde van de Eerste Wereldoorlog hebben zich niet alleen op het Europese continent, maar ook vlak daarbuiten in Anatolië, verschrikkelijke gebeurtenissen voltrokken waarbij veel mensen aan beide zijden zijn omgekomen. Maar iets wat zich 100 jaar geleden ruim 4000 km van Nederland heeft afgespeeld kan niet op deze manier worden opgelost in de Tweede Kamer.

De indieners van deze moties over de Armeense kwestie zorgen ervoor dat gemeenschappen die nu naast elkaar en met elkaar vreedzaam samenleven, uit elkaar worden gedreven. Zij gebruiken deze kwestie voor hun eigen politiek gewin.

Wat er moet gebeuren is verzoening en toenadering tot elkaar en geen enkele motie draagt daar aan bij. Wij moeten gezamenlijk bouwen aan een verdraagzame samenleving. Kennis van elkaars geschiedenis en achtergrond is daarbij cruciaal. De erkenning van deze betreurenswaardige historische gebeurtenis zal door een onafhankelijke commissie bestaande uit historici en juristen moeten worden uitgezocht. Pas dan kan de politiek daar een oordeel over vellen.”

De stemverklaring van DENK werd een paar maal onderbroken door Kamervoorzitter Van Miltenburg (VVD) en fractievoorzitter Zijlstra (VVD). Kuzu: “Jammer, ze hoeven het niet met ons eens te zijn, maar je moet er als volksvertegenwoordiger toch op kunnen vertrouwen dat je je verklaring mag afleggen zonder onderbrekingen.”

-----***-----





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 32
Dün Tekil 1041
Bugün Tekil 554
Toplam Tekil 1933826
IP 54.198.143.210






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































29 Muharrem 1439
Ekim 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Sevgim - Millete!
Vurgunluğum - Azadlığa ve adalete!
itaatim - Hocalarıma!
Borcum - Dostlarıma ve meslektaşlarıma!
Nefretim - Yalancılara ve iki yüzlülere!

(Ebülfez ELÇİBEY)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu