“Türkiye ekonomisi, tehditler ve saldırılarla yıkılmayacak kadar güçlüdür” 01.10.2018 - TC Cumhurbaşkanlığı - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









“Türkiye ekonomisi, tehditler ve saldırılarla yıkılmayacak kadar güçlüdür” 01.10.2018 - TC Cumhurbaşkanlığı
Tarih: 01.10.2018 > Kaç kez okundu? 44

Paylaş


Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 27. Dönem 2. Yasama Yılı açılışında yaptığı konuşmada, “Çin ve Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok ülkeyle adeta bir ticaret savaşına tutuşan Amerika, Türkiye’ye yönelik ekstra uygulamalarıyla güvenilirliğini iyice yitirmiştir. Bizim yaşadıklarımızdan sonra, dünyada hiçbir ülkenin Amerika’yla ilişkilerinin geleceğine güvenle bakması artık mümkün değildir. Türkiye ekonomisi, bu tür tehditler ve saldırılarla yıkılmayacak kadar güçlüdür” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 27. Dönem 2. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın genel kurulda yaptığı konuşma ile başladı.





“YEPYENİ BİR KALKINMA MODELİ ORTAYA KOYDUK”



Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak ülke yönetiminde sorumluluk sahibi olduğu tüm dönemlerde ekonominin hep özel önem verdiği bir konu olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’yi 3,5 kat büyütürken ve zenginleştirirken, bundan milletimizin her kesiminin faydalanmasını sağladık. Çalışan, yatırım yapan, üreten, ihraç eden, istihdam oluşturan bir ülke olarak, adeta yepyeni bir kalkınma modeli ortaya koyduk” dedi.



Türkiye’nin son beş yıldır çok büyük, önemli ve tarihî hadiseleri ardı ardına yaşadığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “İçinden geçtiğimiz bu kesintisiz mücadele dönemi bize, daha güçlü olmamız gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Milletimizin çok büyük fedakârlıklar yaparak, gerektiğinde çok büyük cesaret sergileyerek bu mücadeleye verdiği destek, meselenin herkes tarafından kavrandığına işaret ediyor. Bu süreçte, kısır düşünenler, sorumsuzca davrananlar, hırslarının kurbanı olanlar, nefsinin peşinden gidenler milletimiz tarafından tasfiye edilmiştir. Verilen mücadeleye destek olanlar ise, diğer farklılıklara bakılmaksızın, milletimiz tarafından el üstünde tutulmuştur.”



“KURDAKİ YÜKSELİŞİN SEBEP OLDUĞU HADİSELERİN, TÜRKİYE’NİN EKONOMİK GERÇEKLERİYLE İLGİSİ YOK”



Ekonomide içinden geçilen hassas dönemin, herkes açısından çok daha büyük bir imtihan, çok daha büyük bir ayrıştırma vesilesi hâline dönüştüğü değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ekonomi konusunda ihtiyacı olan reformların neler olduğunu en iyi kendilerinin bildiğini ifade etti.



Bir süredir yaşanılan ve kurdaki yükselişin sebep olduğu hadiselerin, Türkiye’nin ekonomik gerçekleriyle, eksikleriyle ilgisi olmadığının çok açık olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Amerikan yönetimi, aramızdaki siyasi ve hukuki sorunları diyalog yerine tehdit ve şantaj diliyle çözmeye çalışmak suretiyle bu yanlış yola girmiştir. Güya bize bedel ödetmeyi amaçlayan bu yöntem, aslında en büyük zararı orta ve uzun vadede Amerika’ya vermektedir” ifadesini kullandı.



“PEK ÇOK ÜLKEYLE TİCARET SAVAŞINA TUTUŞAN AMERİKA GÜVENİLİRLİĞİNİ YİTİRMİŞTİR”



Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti: “Çin ve Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok ülkeyle adeta bir ticaret savaşına tutuşan Amerika, Türkiye’ye yönelik ekstra uygulamalarıyla güvenilirliğini iyice yitirmiştir. Bizim yaşadıklarımızdan sonra, dünyada hiçbir ülkenin Amerika’yla ilişkilerinin geleceğine güvenle bakması artık mümkün değildir. Türkiye ekonomisi, bu tür tehditler ve saldırılarla yıkılmayacak kadar güçlüdür.”



Kurdaki yükselişin yol açtığı belirsizliğin yavaş yavaş ortadan kalktığını ve bütçe disiplininden en küçük bir taviz vermediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin uluslararası piyasalardaki görünümünü güçlendirecek adımları birer birer attıklarını kaydetti.



“EKONOMİMİZİN DENGELERİNİ TAHKİM ETMEYE YÖNELİK PROGRAMLARI HAYATA GEÇİRİYORUZ”



“Türkiye kimseden para talep etmiyor, bizim tüm çabamız uluslararası sermayenin ülkemizde yatırım yapmasını sağlamaktır” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunun için gereken her türlü desteği ve her türlü güvenceyi veriyoruz. Ekonomimizin dengelerini, finanstan yatırımlara kadar her alanda tahkim etmeye yönelik programları dikkatle hayata geçiriyoruz. Yeni Ekonomi Programı bunun en önemli adımlarından biridir” dedi.



Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sanayicimizin, tüccarımızın, esnaf ve sanatkârımızın, tarım sektörümüzün, ücretli kesimin, velhasıl milletimizin yaşadığı sıkıntıları biz gayet iyi biliyoruz. Enflasyondan, faizlerden, döviz kurundan bunalan, işini çevirmekte zorlanan herkesin yaşadıklarını yakından takip ediyoruz. Bankacılık sektörünün hareket alanının daralmasından kaynaklanan finans sıkışıklığının yol açtığı zincirleme sorunların öneminin ve aciliyetinin de farkındayız. Tüm bu sıkıntıların çözümüne yönelik hazırlıklarımız, çalışmalarımız var.”



“HİÇBİR KESİMİ TEFECİLERİN, FIRSATÇILARIN İNSAFINA TERK ETMEYECEĞİZ”



Hiçbir sanayiciyi, tüccarı, çalışanı, vatandaşı vicdan ve ahlak yoksunu tefecilerin, iyi günde ortaya çıkıp kötü günde kaybolan fırsatçıların insafına terk etmeyeceklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden, gereken her türlü tedbiri alıp uygulayacaklarını vurguladı.



“Dengeleme, disiplin ve değişim üzerine kurulu yeni bir ekonomik program hazırladık” sözleriyle konuşmasına devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kredi imkânlarını genişletip kolaylaştıracak, yatırımları teşvik edecek, üretime, istihdama ve ihracata öncelik verecek bir ekonomi anlayışıyla, Türkiye’yi yeniden yükselişe geçirmekte kararlıyız. Milletimizden biraz daha sabırlı olmasını, ülkesine ve yönetimine güvenmesini istiyorum” şeklinde konuştu.



“MECLİSİMİZLE MÜCADELEYİ BİRLİKTE VERECEK, BAŞARIYI BİRLİKTE YAKALAYACAĞIZ”



En zor dönemi geride bıraktıklarını, bundan sonra her şeyin daha kolay olacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugüne kadar nasıl her sıkıntıyı milletimizle kol kola, omuz omuza vererek aştıysak, bugünleri de inşallah aynı şekilde geride bırakacağız” değerlendirmesinde bulundu.



Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Çıktığımız bu uzun ve zorlu yolculukta Meclisimizle, siz değerli milletvekillerimizle birlikte yürüyecek, mücadeleyi birlikte verecek, başarıyı birlikte yakalayacağız. Yeni dönemde Meclisimizin yeni bir anlayışla çalışması, ülkemizin en büyük kazanımı olacaktır. Gerekiyorsa Anayasayı, gerekiyorsa içtüzüğü değiştirerek, Meclisimizin etkinliğini ve itibarını artırmamız, hem demokrasimiz, hem milletimizin morali bakımından çok önemlidir. Bu konuda ben siz değerli milletvekillerine güveniyorum.”



Kaynak:

https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/98895/-turkiye-ekonomisi-tehditler-ve-saldirilarla-yikilmayacak-kadar-gucludur-



---

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM 27. Dönem 2. Yasama Yılı Açış Konuşması

01.10.2018



Sayın Başkan,



Değerli Milletvekilleri,



Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 27’nci Dönem, 2’nci Yasama Yılı’nın açılışında, sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.



23 Nisan 1920’den bugüne Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında görev yapmış tüm milletvekillerimizi saygıyla yâd ediyorum.



Meclis’imizin ilk başkanı, Kurtuluş Savaşı’mızın başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden ahirete irtihal edenleri rahmetle anıyorum.



Bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden dâr-ı bekâya irtihal etmiş olanlara da Yüce Mevla’dan rahmet diliyorum.



Son dönemde, terörle mücadelede ve 15 Temmuz’da verdiğimiz şehitlerimizin yakınları ile gazilerimizi buradan ayrıca selamlıyorum.



Sınırlarımızın içinde ve dışında TEK MİLLET, TEK BAYRAK, TEK VATAN, TEK DEVLET ülküsü için kahramanca mücadele eden yiğitlerimizin her birine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.



İki defa gazilik unvanıyla şereflenen Yüce Meclis’imize ve siz değerli milletvekillerimize yeni yasama yılında hayırlı ve başarılı çalışmalar temenni ediyorum.



Değerli milletvekilleri...



Türkiye, 16 Nisan’da tarihi bir halkoylamasına, 24 Haziran’da da yine tarihi bir Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimine şahit oldu.



16 Nisan halkoylaması, yönetim sistemimizi değiştirdiğimiz bir büyük reformun, bir büyük bir devrimin adıdır.



Bu çapta bir dönüşümü, pek çok ülke ve halk, ancak çok büyük çalkantılar yaşayarak ve çok büyük bedeller ödeyerek tamamlayabilmiştir.



Biz ise, Türkiye olarak, Türk Milleti olarak, demokrasinin kuralları içinde bu önemli değişimi suhuletle gerçekleştirmeyi başardık.



Siyaset mühendisliği hesaplarının ürünü olarak değil, tamamen tarihimizin kendi tabii akışı içinde, halkımızın talebi ve rızasıyla gelişen bir sürecin aşamalarını hep birlikte yaşadık.



Esasen, ülkemizde yönetim reformu çabalarının 200 yıla yaklaşan bir geçmişi vardır.



Osmanlı döneminde Tanzimat’tan Islahat’a pek çok deneme yapılmıştır.



İstiklal Harbi’mizin ardından tercihimizi Cumhuriyet’ten yana yaptıktan sonra da bu arayış devam etmiştir.



Önce tek partili, ardından çok partili rejimleri denedik.



Maalesef, ne yaparsak yapalım darbelere, vesayetlere, krizlere engel olamadık.



Bu arayışlar son dönemde de sürmüştür.



Özellikle, 2007 yılında yaşanan Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi, artık yeni bir reformu, yeni bir değişimi kaçınılmaz hale getirmiştir.



Bu krizi aşmak için başlatılan çalışmaların kapısı, yeni bir yönetim sistemine açılmıştır.



Milletimiz, 2007 yılından beri adım adım ilerleyen bu sürecin her aşamasında sağduyuyla ve ferasetle hareket etmiştir.



Bu kritik dönemde ülkemizi raydan çıkarmak, kaosa sürüklemek, içeride ve dışarıda başarısızlığa uğratmak isteyenlere, hamdolsun, fırsat vermedik.



Geçmişten beri sıkça kurulan ve her seferinde Türkiye’nin tökezlemesine sebep olan tuzaklar, bu defa işe yaramadı.



Milletimizin birlik ve beraberliğine sahip çıkmasıyla, devletimizin tüm erklerinin sergilediği dayanışmayla, tüm engelleri aşarak bugünlere geldik.



Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için yapılan her hamle, ülke olarak yaptığımız daha büyük atılımlarla karşılık buldu.



Her hal ve şart altında çareyi milletimizde, demokraside, milli iradenin üstünlüğünde aradık.



Ülkemizi vesayet bataklığına itmek istediler, çözümü milletimize gitmekte bulduk.



Uluslararası alanda ülkemizi kuşatmaya çalıştılar, gücümüzü milletimizden alarak yolumuza devam ettik.



Sokakları karıştırarak halkımızı birbirine düşürmeye çalıştılar, fitneye fırsat vermedik.



Terör örgütlerini kullanarak ülkemize diz çöktürmeye çalıştılar, buna da eyvallah etmedik, PKK’sından DEAŞ’ına ve FET֒süne kadar hepsinin başını ezdik.



Darbe yapmaya teşebbüs ettiler, milletimizle birlikte göğsümüzü namlulara siper edip istiklalimize ve istikbalimize sahip çıktık.



Sınırlarımız boyunca terör koridoru oluşturmaya kalktılar, ardı ardına yaptığımız harekatlarla, bu planı da paramparça ettik.



Gece yarısı operasyonlarıyla ekonomimizi çökertmeye çalıştılar, Allah’ın izniyle, bu saldırıyı da atlatma yolunda ilerliyoruz.



Bugüne kadar milletimizle birlikte hareket ettiğimizde üstesinden gelemediğimiz hiçbir sorun olmadı.



İnşallah, bundan sonra da aynı başarılara imza atmayı sürdüreceğiz.



Değerli arkadaşlar...



Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yasama, yürütme ve yargı organlarının görev alanlarını daha net bir şekilde belirleyerek, demokrasimizi güçlendirmiştir.



Milletimizin karşısında yürütmenin tek muhatabı Cumhurbaşkanı’dır.



Milli iradenin önünde engel oluşturan, sistem içindeki tüm vesayet mekanizmaları artık ortadan kalkmıştır.



Böylece milletimiz, yetkiyi kime verdiğini ve gerektiğinde kimden hesap soracağını, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bilmektedir.



24 Haziran seçimlerinde şahsımı Cumhurbaşkanı seçen milletimize karşı görevlerimizi layıkıyla yerine getirmenin gayreti içindeyiz.



Bakanlarımızın atamasını yapıp kabinemizi oluşturduk.



Anayasa ve yasalardan aldığımız yetkiler çerçevesinde yayımladığımız Cumhurbaşkanlığı Kararları ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri vasıtasıyla, milletimize söz verdiğimiz gibi, hızlı ve etkili bir icraat gerçekleştiriyoruz.



Elbette her geçiş dönemi gibi, bu süreçte de bir takım sıkıntılar yaşanıyor olabilir.



Tespit ettiğimiz her sıkıntıya anında müdahale ediyor ve hemen hal yoluna koyuyoruz.



Ancak, ekonomide, asla hak etmediğimiz ve ülkemizin gerçek durumunu kesinlikle yansıtmayan dalgalanma, bu tür sıkıntıların daha çok göze batmasına yol açıyor.



Aldığımız tedbirler, yaptığımız görüşmeler ve geliştirdiğimiz programlarla ekonomimizi yeniden dengeye kavuşturmaya başladık.



Gerek milletimizden, gerek kurumlarımızdan aldığımız geri bildirimlere göre, hem yaptığımız çalışmaları gözden geçiriyor, hem de kendimize yeni hedefler belirliyoruz.



Siyasi hayatımızın hiçbir dönemi gibi, yeni yönetim sisteminde de lâyüsel olduğumuz düşüncesine kapılmadık.



Yetkiyi milletimizden alarak attığımız her adımımızda, yine milletimize hesap vermek mecburiyetinde olduğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz.



2002 yılı Kasım ayından beri ülkemizin yönetimini bize emanet eden milletimize zaten çok büyük bir borcumuz vardı.



15 Temmuz’da, milletimize olan vefa borcumuza, can borcu da eklendi.



Milletimizin itimadına, teveccühüne ve desteğine layık olabilmek için gece gündüz çalışıyoruz.



Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve Kararı seviyesindeki işleri zaten yürütüyoruz.



Ancak, bazı konular kanuni düzenleme gerektiriyor.



Biliyorsunuz, yeni yönetim sisteminde, Cumhurbaşkanı’nın Meclis’e, bütçe dışında kanun teklifi veya tasarısı sunma imkanı yok.



Kanunlar ancak, sizlerin teklifiyle Meclis gündemine gelebiliyor.



Meclis’imizin açılmasıyla birlikte, gerek AK Parti Grubu’ndaki, gerekse diğer partilere mensup milletvekillerimizin kanun teklifleriyle, ülkemize çok önemli hizmetler yapacaklarına inanıyorum.



AK Parti Grubu’ndaki arkadaşlarımız, hiç şüphesiz, yürütme olarak ihtiyaç duyduğumuz alanlardaki kanun teklifleriyle yasama faaliyetlerine daha çok katkıda bulunacaklardır.



Diğer partilere mensup milletvekillerinden de yürütme organı olarak bize destek olacak, yolumuzu açacak kanun teklifleri bekliyoruz.



Türkiye’nin önündeki sıkıntıları, ancak hep birlikte çalışır, omuz omuza verirsek aşabiliriz.



Yeni dönemin ruhu, birlikte çalışmayı, birlikte inşayı, birlikte başarmayı gerektiriyor.



Gelin Türkiye’yi birlikte hedeflerine ulaştıralım.



Gelin demokrasimizi birlikte güçlendirelim.



Gelin ekonomimizi birlikte büyütelim.



Gelin milletimize birlikte hizmet edelim.



Bu yöndeki gayretleriniz için şimdiden sizlere teşekkür ediyorum.



Değerli arkadaşlar...



Türkiye, dünyanın en çalkantılı bölgesinde, demokrasisi ve ekonomisiyle, gerçek anlamda bir küresel güç olma yolunda ilerlemektedir.



Yakın çevremizdeki güvenlik krizleri ve insani trajediler ile bundan beslenen terör eylemleri, ülkemizi hedeflerinden uzaklaştırmamış, tam tersine bu yöndeki kararlılığını daha da güçlendirmiştir.



Irak’ta ve Suriye’de ciddi etkinlik kazanan terör örgütleri, her geçen gün mevzi kaybetmektedir.



Her ne kadar bu ülkeler kendi iç istikrarlarını sağlamakta zorlansalar da, terör örgütlerinin yeşermesine zemin hazırlayan şartlar büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.



Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin kaotik bağımsızlık çıkışı, Türkiye’nin de net tavır koymasıyla, boşa çıkartılmıştır.



DEAŞ’ın işgal ettiği topraklarda yeniden merkezi yönetimin hakim olmasıyla, Irak büyük bir sorundan kurtulmuştur.



Temennimiz, ülkedeki PKK varlığının da, aynı şekilde ortadan kaldırılmasıdır.



Türkiye olarak, PKK’nın Irak’ta faaliyet gösterdiği yerlerin önemli bir bölümünü kontrol altına aldık.



Hedefimiz, çıban başı olarak gördüğümüz Kandil’i ve yeni Kandil olma yolunda ilerleyen Sincar’ı bölücü terör örgütünden tamamen temizlemektir.



Irak’ın, mezhepçilik hastalığından bir an önce kurtularak, kendi halkı ve tüm bölge için güvenli, huzurlu, istikrarlı ve müreffeh bir ülke haline gelmesini istiyoruz.



Bu doğrultuda yapılan tüm çalışmalara destek olmayı, gerektiğinde öncülük etmeyi sürdüreceğiz.



Suriye’deki durum, maalesef çok daha acı, çok daha vahimdir.



Bu ülke, 7’nci yılını geride bırakan bir iç savaşın pençesinde kıvranmaktadır.



Bugüne kadar yaklaşık 1 milyon Suriyeli kardeşimiz hayatını kaybetmiş, 12 milyon Suriyeli de evini, barkını terk etmek zorunda kalmıştır.



Rejimin kendi halkına yönelik kanlı saldırıları yetmiyormuş gibi, bir de DEAŞ ve PYD-YPG denilen alçak örgütler Suriye halkına musallat olmuştur.



Ülkedeki istikrarsızlığı fırsat bilen güçler de, vekalet savaşları yoluyla Suriye’yi parsellemek için adeta yarışa girmişlerdir.



Kimi artık hiçbir meşruiyet zemini kalmayan rejimle, kimi terör örgütleriyle iş tutan bu güçler, Suriye halkının kanı ve gözyaşı pahasına kendi projelerini hayata geçirmeye çalışıyorlar.



Suriye’deki bu gelişmelere, pek çok sebepten dolayı bizim seyirci kalmamız söz konusu olamazdı.



Her şeyden önce, bu coğrafya halkıyla bin yılı aşkın müşterek geçmişe, ortak medeniyet ve kültür değerlerine sahibiz.



Bunun için hayatlarını kurtarmak için yaşadıkları yerlerden kaçmak zorunda kalan milyonlarca Suriyeliye kapılarımızı ve gönlümüzü açtık.



Halen 3,5 milyon Suriyeli, ülkemizde hayatını sürdürüyor.



Suriye içinde yaşanan her çatışma, bizim için yeni kitlesel göç dalgalarının habercisidir.



Sınırlarımızın hemen yanı başındaki kaos ortamı, ülkemize yönelik terör tehditlerinin en önemli beslenme kaynağı haline gelmiştir.



Bu tehlikeli gidişin önüne geçmek amacıyla, 2016 yılından itibaren, Suriye içinde güvenli bölgeler oluşturmak üzere harekete geçtik.



Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarıyla, 4 bin kilometrekarelik bir alanı DEAŞ’lı ve PYD/YPG’li teröristlerden temizledik.



Bu bölgelere, şu ana kadar 260 bin Suriyeli kardeşimiz geri döndü.



Her platformda, ülkede Suriye halkının tamamının kabul edebileceği bir çözüm bulunması için çaba gösterdik.



Cenevre Süreci’nin tıkanması üzerine Astana’da yeni bir çözüm zemini oluşturulmasına öncülük ettik.



Astana’da varılan mutabakatların rejim tarafından ihlali üzerine, Rusya ile yeni arayışlara girdik.



Çabalarımız nihayet sonuç verdi ve Soçi’de Rusya ile İdlip Çatışmasızlık Bölgesi’ndeki 3,5 milyon insanın hayatını doğrudan ilgilendiren bir mutabakata imza attık.



Dünyada çok büyük takdirle karşılanan bu mutabakat, aynı zamanda Suriye’de yeni anayasa ve özgür seçimler esasına dayalı bir çözüm için de umutların canlanmasına vesile olmuştur.



Böylece Türkiye, en büyük yükünü kendisinin çektiği Suriye krizinde, doğrudan sahada inisiyatif alan ve söz söyleyen bir ülke durumuna gelmiştir.



İdlip’te ülkemizin güvenliğini sağlamayı garanti ettiği bölgeye de, şimdiden 60 binin üzerinde Suriyeli geri dönmüştür.



Suriye’de güvenli hale getirdiğimiz bölgeleri genişlettikçe ve huzuru sürekli hale getirdikçe, ülkemizdeki misafirlerimizin kendi topraklarına dönüşlerinin hızlanacağına inanıyoruz.



Bundan sonraki hedefimiz, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki bölgelerin, buraları işgal eden terör örgütünden temizlenerek güvenli hale getirilmesidir.



İnşallah en yakın zamanda bunu da sağlayacağız.



Değerli arkadaşlar...



Her devlet gibi Türkiye’nin de, kimi ülkeler ve uluslararası kurumlarla ilişkilerinde inişler-çıkışlar yaşanabilmektedir.



Bilindiği gibi son yıllarda, ülkemize verdiği çeşitli sözleri yerine getirmemesi ve haksız ithamlarla üzerimize gelmesi sebebiyle Avrupa Birliği’yle ve bazı Avrupa devletleriyle gerilimler yaşadık.



Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde ülkemize yapılan haksızlıklar ve uygulanan çifte standart karşısında elbette sessiz kalamazdık.



Kimi Avrupa ülkelerinin Türkiye karşıtlığını bir iç politika malzemesi haline dönüştürmesi, sıkıntıların derinleşmesine ve yaygınlaşmasına sebep oldu.



Avrupa ile yaşadığımız bu sıkıntılı süreci yavaş yavaş geride bırakıyoruz.



Türkiye’nin, düzensiz göçün önlenmesi başta olmak üzere Avrupa Birliğine tüm taahhütlerini, uğradığı haksızlıklara rağmen yerine getirmeye devam etmesi, elimizi güçlendirdi.



Ülkemize yönelik ithamların ve tutumların mesnedi kalmayınca, aklı selim galip gelmeye ve diyalog yolları yeniden açılmaya başladı.



En büyük ticaret ortağımız olan, 5 milyon civarında Türk kökenli kardeşimizin, milyonlarca samimi dostumuzun yaşadığı böyle bir coğrafyaya sırtımızı dönmemiz kesinlikle söz konusu olamaz.



Bununla birlikte, Avrupa’nın bize yaptığı haksızlıkları düzeltmek, oradaki kardeşlerimizin hukukunu korumak için de sonuna kadar mücadele edeceğiz.



Geçtiğimiz hafta Almanya’ya yaptığımız devlet ziyareti, ilişkilerimizi yeni ve olumlu bir yöne sevk etme irademizin karşılıklı teyidine vesile olmuştur.



Yine geçtiğimiz aylarda İngiltere’ye de, muhataplarımızla işbirliği zeminimizi güçlendirme konusunda mutabık kaldığımız bir ziyaretimiz olmuştu.



Çeşitli Avrupa ülkelerinden Türkiye’yle ilişkiler konusunda yükselen olumlu sesler, önümüzün aydınlık olduğunu gösteriyor.



İnşallah, yeni dönemde Avrupa’yla siyasi, ekonomik ve insani alanlarda gerçekten mesafe kat ettiğimiz bir sürece gireceğiz.



Bir başka önemli sorun alanımız Amerika’yla ilişkilerimizdir.



Stratejik ortak olarak uzun bir geçmişe sahip olduğumuz Amerika Birleşik Devletleri’ndeki mevcut yönetimin, hiçbir mantıki, siyasi ve stratejik tutarlılığı olmayan bir şekilde ülkemizi hedef alması bizi derinden üzmüştür.



Ülkemizde darbe girişiminde bulunan terör örgütünün elebaşı ve pek çok mensubu, bu ülke tarafından korunup kollanmaktadır.



Suriye’de hassasiyetlerimizi ve ikazlarımızı hiçe sayarak bölücü terör örgütü ile işbirliğine giden Amerika, bu olumsuz tavrını ekonomik alana da taşımıştır.



Örneğin Halkbank davası, eşi benzeri görülmemiş bir hukuksuzluk örneğidir.



Terör örgütleriyle karanlık ilişkileri sebebiyle yargılanan bir rahibi bahane ederek, ülkemize yaptırımlar uygulamaya kalkan bu çarpık anlayışla, diplomasinin ve hukukun sınırları içinde mücadele etmekte kararlıyız.



Türkiye’yi, demokratik bir hukuk devleti gibi değil de bir kabile toplumu gibi gören bu zihniyete karşı, ülkemizin ve milletimizin hakkını, hukukunu ve onurunu korumak bizim en başta gelen görevimizdir.



Amerikan yönetiminin eninde sonunda ülkemize yönelik yanlış bakış açısını düzelteceğine inanıyorum.



Ülkelerimizin karşılıklı menfaati, aramızdaki ilişkinin, sözde değil özde stratejik ortaklık çerçevesinde güçlenerek devam etmesini gerektiriyor.



Geçtiğimiz hafta katıldığımız New York’taki Birleşmiş Milletler toplantısı öncesinde ve toplantı günlerinde Amerikan şirketlerinin temsilcileriyle görüşerek, bu konudaki kanaatlerimizi kendileriyle paylaştık.



Ayrıca, ilgili tüm arkadaşlarımız da Amerikalı muhataplarıyla temaslarında kendilerine bu konudaki görüşlerimizi aktarıyorlar.



Henüz arzu ettiğimiz seviyeye gelmemiş olsa da, ortak bir anlayışa ulaşma yolunda ilerleme kaydetmeye başladığımızı söyleyebiliriz.



İnşallah, en kısa sürede, aramızdaki meseleleri çözüp, Amerika ile yeniden siyasi ve ekonomik alanlarda stratejik ortalık ruhuna uygun ilişkiler geliştirmeyi ümit ediyoruz.



New York’ta ayrıca, 3 günde 14 liderle görüşerek, ülkelerimiz arasındaki ilişkileri ve insanlığın ortak sorunlarını değerlendirdik.



Genel Kurul’da yaptığımız konuşmada da “Dünya 5’ten büyüktür” itirazımız başta olmak üzere, Birleşmiş Milletler’in yapısı ve işleyişi ile bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin görüşlerimizi paylaştık.



Değerli arkadaşlar...



Rusya ile her alanda çok sıkı ve hızla gelişen ilişkiler içindeyiz.



Suriye politikasından turizme, savunma sanayinden enerjiye kadar her alanda Rusya’yla, ülkelerimizin ortak çıkarına olan projeleri hayata geçiriyoruz.



Biliyorsunuz, bir dönem, Rusya ile aramızı bozmak için de pek çok provokasyon yapıldı.



Karşılıklı olarak sağduyuyu ve soğukkanlılığı elden bırakmayarak, bu sıkıntıların üstesinden geldik.



İnşallah, önümüzdeki dönemde Rusya ile aramızdaki bu olumlu işbirliği iklimini daha da güçlendireceğiz.



Aynı şekilde İran’la da, gerek Suriye ve Irak politikalarımızda, gerek diğer siyasi ve ekonomik konularda yakın temas halindeyiz.



Bölgenin geleceğiyle ilgili kararlarda İran’ın dışlanmamasına özel önem veriyoruz.



Bu ülkeye yönelik yaptırım tehditlerinin de adil olmadığını düşünüyoruz.



Uluslararası kurumların denetimleriyle kolayca çözülebilecek sorunların, yaptırımlar gibi tüm ülke halkının cezalandırılması anlamına gelecek yollarla halledilmeye çalışılması asla doğru değildir.



Bu tür adımların hiçbir fayda sağlamadığı geçmiş tecrübelerle de sabittir.



Önümüzdeki dönemde Türkiye, temel ilkelerimiz doğrultusunda, başkalarının taleplerinden ziyade kendi menfaatlerini ve ihtiyaçlarını merkeze alarak politikalarını belirleyecektir.



Ülkemiz için bir başka önemli sorun alanı da, Doğu Akdeniz’de, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını, çıkarlarını, beklentilerini dikkate almayan yaklaşımlardır.



Kıbrıs’ta ve Ege’de, Türkiye’ye rağmen hiçbir adım atılamayacağını buradan bir kez daha tekrarlamak istiyoruz.



Bu bölgede bizi yok saymaya kalkışanlar, kendi varlıklarını da topyekûn tehlikeye attıklarını çok iyi bilmelidirler.



Bizim her konuda olduğu gibi Kıbrıs ve Ege konusunda da tercihimiz “kazan-kazan” anlayışından yanadır.



Hep birlikte kazanabileceğimiz yöntemler varken, işi krize ve hatta çatışmaya götürecek yollara tevessül edenler, bunun hesabını önce kendi halklarına vereceklerdir.



Geçtiğimiz yıl tüm dünyayı endişeye sürükleyen Körfez’deki krizin, istenmedik sonuçlara yol açmadan durulmuş olmasından memnuniyet duyuyoruz.



Katar’la olan yakın işbirliğimiz, bu ülkenin ülkemize çok büyük meblağlı yatırımlar yapma kararıyla, daha da perçinlenmiştir.



Bölgedeki diğer devletlerle de işbirliğimizi güçlendirmek istiyoruz.



Kimi bölge ülkelerinin Türkiye’ye yönelik düşmanca tutumlarını da bir an önce sona erdirmelerini bekliyoruz.



Önümüzdeki dönemde bu konularda da kayda değer ilerlemeler kaydetmeyi umuyoruz.



Kuzey Afrika’nın istikrarı, hem Akdeniz’in, hem Ortadoğu’nun, hem de Afrika’nın geleceğiyle yakından ilişkilidir.



Türkiye olarak, Libya başta olmak üzere, Kuzey Afrikalı kardeşlerimizin yanlarında olmayı, onlara her türlü desteği vermeyi sürdüreceğiz.



Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerimiz gün geçtikçe daha da ilerliyor.



Kırgızistan’da katıldığımız ve Özbekistan’ın da ilk defa iştirak ettiği Türk Konseyi Zirvesi, bu bakımdan önemli bir açılım olmuştur.



Azerbaycan’la ilişkilerimiz, siyasi, ekonomik ve sosyal bakımdan gerçekten çok iyi bir noktaya gelmiş durumdadır.



Kazakistan’ın da, Türk Dünyası’nın aksakalı olarak gördüğüm Sayın Nazarbayev’in dirayetli liderliğinde önemli hamleler yaptığına şahit oluyoruz.



Özbekistan, yeni ve çok büyük bir atılımın eşiğindedir.



Türkmenistan’ın istikrarına ve gelişmesine de önem veriyoruz.



Orta Asya’daki kardeşlerimiz ne kadar güçlü ve müreffeh olursa, Türkiye bundan o derece mutlu olur ve faydalanır.



Aynı şekilde Türkiye’nin gücü ve zenginliği de, Orta Asya’daki kardeşlerimiz için önemli bir güvencedir.



Balkanlarda, Bosna-Hersek, Sırbistan, Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Karadağ gibi hepsini de dost olarak gördüğümüz ülkelerin tamamıyla yakın ilişkiler tesis etmenin gayreti içindeyiz.



Tabii Bosna-Hersek’in milletimizin gönlünde, hem tarihi, hem insani olarak ayrı bir yeri vardır.



Geçmişte çok büyük acılar yaşayan Boşnak kardeşlerimizin yanında olmayı, merhum Aliya İzzetbegoviç’in vasiyetine sahip çıkmayı boynumuzun borcu olarak görüyoruz.



Yunanistan ve Bulgaristan’la, bu ülkelerden de karşılık gördüğümüz sürece, iyi komşuluk ilişkilerimizi devam ettirme yönünde güçlü bir iradeye sahibiz.



Doğu komşumuz Gürcistan’la da ekonomik ve sosyal ilişkilerimizi, siyasi ilişkilerimizle tahkim ediyoruz.



Kırımlı kardeşlerimizin huzuru ve esenliği için de mücadele etmeyi sürdürüyoruz.



Hep söylediğim gibi, Kudüs meselesi, bizim de, ümmetin de kırmızı çizgisidir.



Kudüs’ün mahremiyetine halel getiren, Filistinli kardeşlerimizin temel hak ve özgürlüklerine saldırı anlamı taşıyan hiçbir davranışa, hiçbir emrivakiye müsamaha gösteremeyiz.



Türkiye olarak, sonuna kadar Kudüs davasının takipçisi olacağız.



Görüldüğü gibi, uluslararası alanda çok önemli süreçleri aynı anda, aynı hassasiyetle ve aynı kararlılıkla yürüterek, ülkemizi aydınlık geleceğine hazırlıyoruz.



Değerli arkadaşlar...



Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak ülkemizin yönetiminde sorumluluk sahibi olduğumuz tüm dönemlerde ekonomi hep özel önem verdiğimiz bir konu olmuştur.



Türkiye’yi 3,5 kat büyütürken ve zenginleştirirken, bundan milletimizin her kesiminin faydalanmasını sağladık.



Çalışan, yatırım yapan, üreten, ihraç eden, istihdam oluşturan bir ülke olarak, adeta yepyeni bir kalkınma modeli ortaya koyduk.



Ülkemiz son 5 yıldır gerçekten çok büyük, çok önemli, çok tarihi hadiseleri ardı ardına yaşamıştır.



İçinden geçtiğimiz bu kesintisiz mücadele dönemi bize, daha güçlü olmamız gerektiğini bir kez daha göstermiştir.



Milletimizin çok büyük fedakarlıklar yaparak, gerektiğinde çok büyük cesaret sergileyerek bu mücadeleye verdiği destek, meselenin herkes tarafından kavrandığına işaret ediyor.



Bu süreçte, kısır düşünenler, sorumsuzca davrananlar, hırslarının kurbanı olanlar, nefsinin peşinden gidenler milletimiz tarafından tasfiye edilmiştir.



Verilen mücadeleye destek olanlar ise, diğer farklılıklara bakılmaksızın, milletimiz tarafından el üstünde tutulmuştur.



Ekonomide içinden geçtiğimiz hassas dönem, herkes açısından çok daha büyük bir imtihan, çok daha büyük bir ayrıştırma vesilesi haline dönüşmüştür.



Türkiye’nin ekonomi konusunda ihtiyacı olan reformların neler olduğunu, en iyi biz biliyoruz.



Ancak, bir süredir yaşadığımız ve kurdaki yükselişin sebep olduğu hadiselerin, ülkemizin ekonomik gerçekleriyle, eksikleriyle ilgisi olmadığı çok açıktır.



Amerikan yönetimi, aramızdaki siyasi ve hukuki sorunları diyalog yerine tehdit ve şantaj diliyle çözmeye çalışmak suretiyle bu yanlış yola girmiştir.



Güya bize bedel ödetmeyi amaçlayan bu yöntem, aslında en büyük zararı orta ve uzun vadede Amerika’ya vermektedir.



Çin ve Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok ülkeyle adeta bir ticaret savaşına tutuşan Amerika, Türkiye’ye yönelik ekstra uygulamalarıyla güvenilirliğini iyice yitirmiştir.



Bizim yaşadıklarımızdan sonra, dünyada hiçbir ülkenin Amerika’yla ilişkilerinin geleceğine güvenle bakması artık mümkün değildir.



Türkiye ekonomisi, bu tür tehditler ve saldırılarla yıkılmayacak kadar güçlüdür.



Kurdaki yükselişin yol açtığı belirsizlik yavaş yavaş ortadan kalkıyor.



Bütçe disiplininden en küçük bir taviz vermiyoruz.



Ülkemizin uluslararası piyasalardaki görünümünü güçlendirecek adımları birer birer atıyoruz.



Türkiye kimseden para talep etmiyor, bizim tüm çabamız uluslararası sermayenin ülkemizde yatırım yapmasını sağlamaktır.



Bunun için gereken her türlü desteği ve her türlü güvenceyi veriyoruz.



Ekonomimizin dengelerini, finanstan yatırımlara kadar her alanda tahkim etmeye yönelik programları dikkatle hayata geçiriyoruz.



Yeni Ekonomi Programı bunun en önemli adımlarından biridir.



Sanayicimizin, tüccarımızın, esnaf ve sanatkarımızın, tarım sektörümüzün, ücretli kesimin, velhasıl milletimizin yaşadığı sıkıntıları çok iyi biliyoruz.



Faizlerden, enflasyondan, döviz kurundan bunalan, işini çevirmekte zorlanan herkesin yaşadıklarını yakından takip ediyoruz.



Bankacılık sektörünün hareket alanının daralmasından kaynaklanan finans sıkışıklığının yol açtığı zincirleme sorunların öneminin ve aciliyetinin de farkındayız.



Tüm bu sıkıntıların çözümüne yönelik hazırlıklarımız, çalışmalarımız var.



Hiçbir sanayicimizi, hiçbir tüccarımızı, hiçbir çalışanımızı, hiçbir vatandaşımızı vicdan ve ahlak yoksunu tefecilerin, iyi günde ortaya çıkıp kötü günde kaybolan fırsatçıların insafına terk etmeyeceğiz.



Serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden, gereken her türlü tedbiri alıp uygulayacağız.



Dengeleme, disiplin ve değişim üzerine kurulu yeni bir ekonomik program hazırladık.



Kredi imkanlarını genişletip kolaylaştıracak, yatırımları teşvik edecek, üretime, istihdama ve ihracata öncelik verecek bir ekonomi anlayışıyla, Türkiye’yi yeniden yükselişe geçirmekte kararlıyız.



Milletimizden biraz daha sabırlı olmasını, ülkesine ve yönetimine güvenmesini istiyorum.



En zorunu geride bıraktık, inşallah bundan sonra her şey daha kolay olacak.



Bugüne kadar nasıl her sıkıntıyı milletimizle kol kola, omuz omuza vererek aştıysak, bugünleri de inşallah aynı şekilde geride bırakacağız.



Çıktığımız bu uzun ve zorlu yolculukta Meclis’mizle, siz değerli milletvekillerimizle birlikte yürüyecek, mücadeleyi birlikte verecek, başarıyı birlikte yakalayacağız.



Yeni dönemde Meclis’imizin yeni bir anlayışla çalışması, ülkemizin en büyük kazanımı olacaktır.



Gerekiyorsa Anayasayı, gerekiyorsa içtüzüğü değiştirerek, Meclis’mizin etkinliğini ve itibarını artırmamız, hem demokrasimiz, hem milletimizin morali bakımından çok önemlidir.



Bu konuda sizlere güveniyorum.



Bir kez daha 27’nci Dönem 2’nci Yasama Yılının hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.



Kalın sağlıcakla...



Kaynak:

https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/98884/cumhurbaskanimiz-sayin-recep-tayyip-erdogan-in-tbmm-27-donem-2-yasama-yili-acis-konusmasi





Yorumlar








Web-Site'miz AA-Anadolu Ajansı Abonesidir.



Aktif Ziyaretçi 21
Dün Tekil 1083
Bugün Tekil 688
Toplam Tekil 2291450
IP 54.196.190.32






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:



































































9 Rebiü'l-Evvel 1440
Kasım 2018
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


Başka dile uymaz ananın sesi, Her sözün ararsan vardır Türkçesi
(Ziya GÖKALP)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2018 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu